MÜNİH – Münih Güvenlik Konferansı’nda (MSC) diplomatik hava ısınırken, transatlantik ilişkilerin geleceği üzerine tartışmalar derinleşiyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun konferans kapsamındaki konuşması salonda büyük alkış topladı. Ancak Almanya Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Lars Klingbeil, Rubio’nun “birleştirici” ve “diplomatik” tonuna rağmen Avrupa’nın temkinli olması gerektiğini vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında cumartesi günü gerçekleştirdiği konuşmada, Avrupa ülkelerine Batı medeniyetini korumak adına Washington ile daha yakın bir iş birliği yapma çağrısında bulundu. Rubio, geçen yılki konferansta daha sert bir tutum sergileyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkan Yardımcısı JD Vance’e kıyasla daha uzlaşmacı bir ton tercih etse de Batı’nın mevcut politik tercihler nedeniyle bir gerileme döneminden geçtiği yönündeki eleştirilerini sürdürdü.
Batı medeniyetinin geleceği ve ortak değerler
Rubio, yaptığı açıklamalarda Avrupa’nın bekasının ABD için taşıdığı kritik önemi vurgulayarak, iki tarafın kaderinin tarihsel, kültürel ve ekonomik olarak birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu ifade etti. Yeni bir refah yüzyılı inşa etmek için Avrupalı müttefiklerini ortak bir dava etrafında toplanmaya davet eden Rubio, iki kıta arasındaki bağların sadece askeri ve ekonomik çıkarlara dayanmadığını, aynı zamanda manevi ve kültürel bir temel üzerine kurulu olduğunu dile getirdi. Konuşmasında Mozart, Dante, Shakespeare gibi isimlerin yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi kültürel ikonlara atıfta bulunan diplomat, Avrupa’yı “ortak medeniyetin doğduğu yer” olarak nitelendirdi.
Sanayisizleşme ve ekonomik bağımsızlık eleştirisi
Batı dünyasının endüstriyel kapasitesini ve tedarik zinciri egemenliğini kaybetmesini sert bir dille eleştiren Rubio, bu durumun kaçınılmaz bir süreç değil, “bilinçli bir politika tercihi” olduğunu savundu. Onlarca yıllık ekonomik girişimlerin, ulusların üretim gücünü ve bağımsızlığını ellerinden aldığını belirten Rubio, kritik üretim süreçlerinin rakiplere devredilmesini “gönüllü bir dönüşüm” olarak tanımladı. Liberal politikacıların bu süreçteki rolüne dikkat çeken Dışişleri Bakanı, sanayisizleşmenin Batı toplumlarının zenginliğini ve stratejik özerkliğini zayıflattığını, ancak bu durumun doğru politikalarla tersine çevrilebileceğini ifade etti.
Kitlesel göç ve toplumsal istikrar vurgusu
Konuşmasında bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına da değinen Rubio, kitlesel göçü toplumları istikrarsızlaştıran ve dönüştüren temel bir kriz olarak tanımladı. Bu konunun önemsiz bir endişe kaynağı olmadığını, aksine Batı genelinde derin sarsıntılara yol açtığını belirten diplomat, mevcut politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini ima etti. Rubio’nun bu ifadeleri, Avrupa Birliği (AB) politikalarında köklü bir rota değişikliği yapılmaması durumunda medeniyet düzeyinde kayıplar yaşanabileceğine dair geçmişte yayınlanan ulusal güvenlik incelemeleriyle benzerlik gösterdi. Dinleyiciler tarafından ayakta alkışlanan konuşma, ABD’nin Avrupa’nın geleceğine duyduğu derin endişeyi ve bu konudaki çözüm arayışlarını ön plana çıkardı.
Rubio’nun diplomatik dili ve Klingbeil’ın “Grönland” hatırlatması
Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı ve Maliye Bakanı Lars Klingbeil, Rubio’nun performansını “oldukça bağlayıcı” ve “diplomatik” olarak nitelendirse de, Alman Basın Ajansı’na (dpa) verdiği demeçte uyarılarda bulundu. Klingbeil, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerde hala çözüm bekleyen pek çok farklılık olduğunu belirtti.
Klingbeil, ABD’nin değişen üslubunu, Avrupalıların özellikle “Grönland meselesi” gibi kritik konularda sergilediği kararlı duruşun bir sonucu olarak değerlendirdi. Başbakan Yardımcısı, “Avrupalıların arkasına yaslanıp ‘şimdi her şey yine yoluna girdi’ demesi yapılabilecek en büyük hata olur,” diyerek transatlantik ilişkilerde gerçekçi bir yaklaşım çağrısında bulundu.

Merz: Avrupa’nın güç politikası diliyle tanışma vakti
Başbakan Friedrich Merz, ocak ayında Davos ve Federal Meclis’te (Bundestag) dile getirdiği vizyonunu Münih kürsüsüne taşıdı. Uluslararası kurallara ve kurumlara dayalı dünya düzeninin, yerini “güçlünün hukuku”na dayalı bir büyük güç siyasetine bırakma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Merz, Avrupa’nın bu yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini ifade etti.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz de Avrupa ve ABD arasında bir vizyon ayrılığı olduğunu kabul etti ancak ABD’deki kültür savaşlarının Avrupa’ya ait olmadığını savundu.
“Burada ifade özgürlüğü, söylenen sözlerin insan onuruna ve temel hukukumuza yönelik olduğu yerde sona erer. Biz gümrük tarifelerine ve korumacılığa değil, serbest ticarete inanıyoruz. İklim anlaşmalarına ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlıyız çünkü küresel sorunların ancak birlikte çözülebileceğine inanıyoruz,” dedi.
Münih sokaklarında dev protesto: 100 bin kişi İran için yürüyor
Güvenlik konferansı sadece kapalı kapılar ardındaki diplomasiye değil, aynı zamanda dev bir protesto gösterisine de ev sahipliği yapıyor. Münih’teki Theresienwiese meydanında, İran hükümetine karşı rekor katılımın beklendiği bir gösteri düzenleniyor.
“İnsan hakları ve özgürlük” talebi
“İran için İnsan Hakları ve Özgürlük: İran Halkıyla Uluslararası Dayanışma” başlığıyla düzenlenen protestoya yaklaşık 100 bin kişinin katılması bekleniyor. Organizatörler, gösteri zamanlamasının bilinçli olarak seçildiğini vurguladı:
- Zamanlama: Dünya siyasetinin ve güvenlik politikalarının karar vericileri konferans için Münih’teyken seslerini duyurmak istiyorlar.
- Kapsam: Münih Polisi, geniş güvenlik önlemleri alırken, gösterinin son yılların en kalabalık protestolarından biri olabileceğini bildirdi.
Münih’te bu yıl diplomasi masalarındaki “yumuşama” belirtileri ile sokaktaki “insan hakları” çığlığı eş zamanlı yaşanıyor. Avrupa, bir yandan Rubio ile yeni bir sayfa açmaya çalışırken, diğer yandan kendi stratejik özerkliğini koruma ve küresel krizlere (İran gibi) çözüm bulma baskısı altında.


