BURSA – Uludağ Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen 2. Uluslararası Multidisipliner Çevre ve Kenevir Kongresi’ne katılarak kendisini onkoloji ve hematoloji alanında uzman bir profesör olarak tanıtan Dilek İnan hakkında yürütülen incelemeler tamamlandı. Berlin ve Baden-Württemberg tabip odaları ile yapılan resmi yazışmalar neticesinde, İnan’ın akademik ve tıbbi geçmişine dair sunduğu evrakların usulsüz düzenlenmiş sahte belgeler olduğu kesinleşti. Bursa Tabip Odası (BTO), Alman makamlarından gelen teyit mesajlarını kamuoyuyla paylaşarak olayın hukuki boyut kazandığını duyurdu.
Berlin Tabip Odası iddiaları yalanladı
Bursa Tabip Odası tarafından Almanya’daki yetkili kurumlarla gerçekleştirilen resmi yazışmalar, skandalın boyutunu gözler önüne serdi. Berlin Tabip Odası (Berliner Ärztekammer) tarafından gönderilen resmi yanıtta, Dilek İnan’ın kamuoyuna sunduğu ve kurum tarafından düzenlendiği iddia edilen belgelerin sahte olduğu bildirildi. Kurum, söz konusu belgenin kendileri tarafından hazırlanmadığını ve İnan’ın hiçbir dönemde Berlin Tabip Odası’na kayıtlı bir üye olmadığını açıkça ifade etti. Bu gelişme, şahsın akademik unvanlarının gerçeği yansıtmadığını tescilleyen ilk resmi veri oldu.

Uzmanlık belgesinin asılsız olduğu doğrulandı
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) başvurusu üzerine harekete geçen Baden-Württemberg Eyaleti Kuzey Württemberg Bölge Tabip Odası, sunulan uzmanlık belgelerini incelemeye aldı. Yapılan inceleme sonucunda, 10 Nisan 2008 tarihli uzmanlık belgesinin kurum kayıtlarında bulunmadığı ve sahte olarak üretildiği teyit edildi. Kendisini “Berlin’den gelen Türk profesör” olarak tanıtan İnan’ın, kanseri kenevirle yendiği ve bu alanda uzmanlaştığı yönündeki iddialarının bilimsel bir dayanağı olmadığı ve sunduğu akademik kimliğin tamamen kurgu olduğu anlaşıldı.
Bursa Tabip Odası: Belgeler sahte
Bursa Uludağ Üniversitesi’nde geçen yıl 16 Aralık’ta düzenlenen konferansta kendisini ‘onkoloji profesörü’ olarak tanıtan D.İ.’nin konuşması sırasında kanseri kenevirle yendiği yönündeki ifadeleri ile ilgili Bursa Tabip Odası yönetimi tarafından Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi’nde bulunan Türkan Saylan Toplantı Salonu’nda basın açıklaması gerçekleştirildi.

Bursa Tabip Odası adına açıklama yapan Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ferda Firdin, “Berlin Tabip Odası tarafından tarafımıza iletilen resmi yanıtta, kamuoyuna sunulan ve Berlin Tabip Odası tarafından düzenlendiği görülen belgenin kendileri tarafından düzenlenmediği ve sahte olduğu, ayrıca ilgili kişinin Berlin Tabip Odasına hiçbir zaman üye olmadığı açıkça bildirilmiştir.” dedi.
“Tıbbın alternatifi yoktur”
Dr. Ferda Firdin, söz konusu kişinin açıklamalarının kanıta dayalı tıp ilkeleri ile uyuşmadığını belirterek, “Söz konusu kişinin konuşmasında, kemik iliği kanserinden standart onkolojik tedavileri reddederek yalnızca 4 ay içinde iyileştiğini ileri sürdüğü görülmektedir. Bu iddialar, kanıta dayalı tıp ilkeleri ile uyuşmamaktadır. Kenevire ilişkin mevzuat tartışmalarının gündemde olduğu bu dönemde, bilimsel dayanağı olmayan bu kişisel konuşmanın, profesör etiketiyle sunulması kaygı vericidir. Bilimsel tedavilerin yerini alabilecek herhangi bir yaklaşım bulunmamaktadır zira tıbbın alternatifi yoktur. Bu tür söylemlerin medyada yeterli bilimsel bağlamdan koparılarak ısrarla gündem edilmesi, özellikle tedavisi süren hastalar açısından çok risklidir.” dedi
Alman makamları adli süreç başlattı
Belgelerin sahte olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte hem Türkiye’de hem de Almanya’da hukuki işlemler hız kazandı. Berlin Tabip Odası, evrakta sahtecilik ve unvan gaspı iddiaları kapsamında Dilek İnan hakkında Stuttgart Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Alman adli makamları konunun yargıya taşındığını ve sürecin titizlikle takip edildiğini belirtti. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve yerel tabip odaları da halk sağlığını ilgilendiren bu tür yanıltıcı durumlarla mücadele etmek adına sürecin takipçisi olacaklarını vurguladı.
Alman tabip odalarının resmi açıklamaları
Berlin Tabip Odası (Berliner Ärztekammer) ve Baden-Württemberg eyaletindeki ilgili odalar, sadece belgelerin sahteliğini onaylamakla kalmadı; aynı zamanda bu tür “unvan gaspı” vakalarının Alman Ceza Kanunu kapsamındaki karşılıklarını da hatırlattı. Almanya’da doktor unvanını veya akademik dereceleri haksız yere kullanmak, ağır para cezalarından hapis cezasına kadar giden ciddi yaptırımlar barındırıyor. Stuttgart Savcılığı’na yapılan suç duyurusu, bu sürecin Almanya ayağındaki en somut adımı oluşturuyor.
Türkiye’deki akademik ve hukuki denetim süreci
Uludağ Üniversitesi’nde düzenlenen 2. Uluslararası Multidisipliner Çevre ve Kenevir Kongresi gibi akademik platformlarda bu tür bir yanıltmanın nasıl gerçekleştiği, Türkiye’deki üniversitelerin davetli listesi ve belge kontrol mekanizmalarını yeniden tartışmaya açtı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Bursa Tabip Odası (BTO), halk sağlığını tehdit eden bu tür “sahte uzmanlık” iddialarına karşı denetimlerin sıkılaştırılması gerektiğini vurguluyor. Özellikle kenevir gibi hassas ve tıbbi tartışmaların odağındaki bir konuda, uzmanlığı olmayan kişilerin beyanlarının toplum üzerindeki yanıltıcı etkisi üzerinde duruluyor.
Gelecek adımlar ve mağduriyetlerin önlenmesi
Bu olayın ardından, Avrupa’dan Türkiye’ye “uzman” sıfatıyla gelen kişilerin diplomalarının denklik ve tescil süreçleri daha sıkı takip edilmeye başlandı. Eğer bu sahte unvan kullanılarak herhangi bir hastaya tıbbi tavsiye verildiği veya maddi kazanç sağlandığı tespit edilirse, davanın kapsamı “dolandırıcılık” ve “insan sağlığını tehlikeye atmak” suçlarını da içerecek şekilde genişleyebilir.


