BERLİN – Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Türkiye hakkındaki en kritik ve sert metinlerden biri olan 2025 Yılı Türkiye Raporu’nu karara bağladı. Strasburg’da düzenlenen oturumda yapılan oylamada rapor, 107 hayır oyuna karşı 381 evet oyuyla kabul edildi. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar konusunda ciddi gerilemelerin vurgulandığı rapora, Dışişleri Bakanlığı sert tepki gösterdi.
Avrupa’da yaşayan göçmenleri etkileyen vize krizi ve pasaport iddiaları
Raporda, Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarını ve göçmen topluluklarını doğrudan ilgilendiren vize serbestisi sürecine geniş yer ayrıldı. Türkiye’nin vize serbestisi için gerekli olan 6 temel kriterde hiçbir ilerleme kaydedemediği belirtilirken, hizmet pasaportlarının suistimal edilmesinden duyulan üzüntü dile getirildi. 15 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren vize kolaylığı kademeli çerçevesine (visa cascade framework) atıfta bulunulan raporda, sıradan vatandaşların vize başvurularında yaşadığı yoğunluk ve idari engellere dikkat çekildi. Ayrıca raporda, Avrupa Birliği’nin (AB) 2011 yılından bu yana sığınmacılar için Türkiye’ye yaklaşık 12,5 milyar Euro mali destek sağladığı hatırlatıldı.
Öte yandan, raporun ardından sosyal medyada yayılan “yeşil pasaportla vizesiz seyahat döneminin sona erdiği” yönündeki iddialar üzerine, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) bir açıklama yaparak bu iddiaları yalandı. Avrupa ile Türkiye arasındaki bu vize krizi, Almanya’da yaşayan göçmenlerin Türkiye’deki akrabalarını ziyaret etmesini ve kültürel bağları sürdürmesini zorlaştırmaya devam ediyor.

Siyasi katılım ve demokratik gerileme eleştirileri
Müzakerelerin 2018 yılından bu yana fiilen donmuş durumda olduğunu hatırlatan AP, son dönemde demokratik standartlarda yaşanan gerilemeleri mercek altına aldı. Raporda, muhalefet partilerine mensup toplam 28 belediye başkanının (18 Cumhuriyet Halk Partisi – CHP ve 10 Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi – DEM) tutuklanarak görevden uzaklaştırıldığı ve 11 belediyeye kayyum atandığı aktarıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025 tarihinden bu yana cezaevinde bulunması raporda geniş yer buldu. Kararın siyasi baskılarla alındığı savunulurken, bu durumun gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ana muhalefet adayını saf dışı bırakma girişimi olduğu iddia edildi. Ayrıca, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptırım listesine eklenmesi yönünde çağrıda bulunuldu. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının alt mahkemelerce uygulanmamasının hukuk güvenliğini zedelediği belirtildi.
Savunma sanayisinde iş birliği ve Baykar ortaklığı
Siyasi alandaki dışlayıcı tutuma tezat olarak, raporun savunma sanayisine ilişkin tespitleri dikkat çekici bir ortaklığı gözler önüne serdi. Türkiye, dünyanın en büyük insansız hava aracı (İHA) üreticilerinden biri olarak nitelendirildi. Türk savunma sanayisi şirketi Baykar, İtalyan savunma devi Leonardo ile ortaklaşa “LBA Systems” adında yeni bir girişim kurmak üzere anlaşma sağladı. Önümüzdeki 10 yıl içinde sadece Avrupa’da 100 milyar dolarlık bir pazar büyüklüğüne ulaşması beklenen insansız savaş uçakları ve silahlı gözetleme dronları projelerinde Türkiye, Avrupa savunma düzeninin vazgeçilmez bir ortağı olarak konumlanıyor.
Dışişleri Bakanlığı raporun gerçeklerle bağdaşmadığını belirtti
Oylamanın ardından bir açıklama yayımlayan Dışişleri Bakanlığı, raporun taraflı ve kasıtlı bir siyasi gündemle hazırlandığını belirtti. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, “Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda kabul edilen 2025 Yılı Türkiye Raporu, ülkemiz karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayanan, gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmeler içermektedir” ifadesine yer verildi. Raporda yer alan iddiaların ideolojik ezberlerin bir ürünü olduğu ve Türkiye-AB ilişkilerine katkı sağlamayacağı vurgulandı.
Sánchez Amor: Türkiye bu şekilde üye olamaz
AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, Strasburg’da düzenlediği basın toplantısında 10 yıldır bu görevi yürüttüğünü belirterek hayal kırıklığını dile getirdi. Raportör Amor, “Türkiye raportörü olmak sinir bozucu bir iş, son 10 yılda demokratik standartlar sürekli kötüleşti” dedi.

Türkiye’nin üyelik perspektifine değinen Amor, “Tamamen otoriter bir ülke Avrupa Birliği’ne aday ülke olabilir mi? Belki olabilir ama üye olamaz; çünkü biz olgun demokrasilerden oluşan bir grubuz” şeklinde konuştu.
Rapor, Ege ve Mavi Vatan doktrinini hedef alıyor
Türkiye’nin ulusal güvenlik ve enerji stratejisinin merkezine koyduğu Mavi Vatan doktrini ile Ege Denizi’ndeki egemenlik iddiaları geniş yer buldu. Birlik üyesi ülkelerin tezlerini destekleyen bu rapor, Ankara ile Brüksel arasındaki siyasi ilişkileri doğrudan etkileyecek maddeler barındırıyor.

Ege Denizi’ndeki 12 mil ve savaş tehdidi eleştirisi
Raporda yer alan en dikkat çekici başlıklardan birini, Ege Denizi’ndeki egemenlik alanı ve karasuları tartışmaları oluşturuyor. Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkı olduğunu savunan AP, Türkiye’nin bu adıma karşı yıllar önce aldığı savaş sebebi (casus belli) kararını sürdürmesinden derin endişe duyduğunu belirtti. Rapora sunulan değişiklik önergelerinde, Türkiye’nin Yunanistan’a yönelik savaş tehdidini korumasının müttefikler ve iyi komşular arasında akıl almaz bir durum olduğu notu düşüldü.
Mavi Vatan doktrini üye ülkelerin egemenliğine saldırı olarak görülüyor
Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki çıkarlarını korumak amacıyla stratejisinin merkezine yerleştirdiği Mavi Vatan doktrini, AP raporunda eleştirilerin odak noktası oldu. Ankara’nın enerji ve bölgesel güvenlik politikalarında önemli bir yer tutan bu kavram, raporda Avrupa Birliği (AB) üyesi iki devletin egemenlik haklarına yönelik bir müdahale olarak yorumlandı. Parlamentoda kabul edilen metinde; kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırmaları ve buralardaki doğal kaynakları arama hakları konusunda Türkiye’nin üye ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermesi talep edildi.
Mavi Vatan Haritasının Temel Alanları
- Karadeniz Alanı: Türkiye’nin 1986 yılında ilan ettiği ve Sovyetler Birliği ile başlayıp ardından diğer kıyıdaş ülkelerle (Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan) yapılan ikili anlaşmalarla netleşen Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarını kapsar. Yaklaşık 172.000 kilometrekarelik bir alanı ifade eder.
- Ege Denizi Alanı: Ege’deki karasuları sınırları (mevcut 6 mil) ve kıta sahanlığı iddialarını temel alır. Doktrin, Yunanistan adalarının Anadolu ana karasının önünü kapatacak şekilde tam kıta sahanlığı etkisine sahip olamayacağını ve sınırın iki ana kara arasında eşit uzaklık ilkesine göre belirlenmesi gerektiğini savunur.
- Doğu Akdeniz Alanı: Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e (BM) bildirdiği kıta sahanlığı sınırları ile 27 Kasım 2019’da Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası ile çizilen hattı içerir. Bu haritada Kıbrıs adasının batısı ve güneyindeki hak iddiaları ile Antalya Körfezi’ne sıkıştırılmaya çalışılan “Sevilla Haritası” tezlerine karşı geliştirilen sınırlar yer alır.


