Trump’ın Maduro Operasyonu ve değişen küresel düzen

ABD'nin Nicolas Maduro'yu New York'a kaçırmasıyla başlayan süreçte, uluslararası hukuk tartışmaları ve Çin ile yaşanan güç savaşı küresel dengeleri sarsıyor.

Yayın Tarihi:

Yayın Saati:

BERLİN – ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla düzenlenen ve “temiz bir operasyon” olarak nitelendirilen askeri müdahale sonucu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun yatağından alınarak New York’a getirilmesi, dünya siyasetinde taşları yerinden oynattı. Washington yönetimi, Maduro’yu “uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı ve uyuşturucuyu bir silah olarak kullanarak Amerikan toplumuna zarar vermek” ile suçlarken; uluslararası toplum bu hamleyi egemen bir devletin varlığına yönelik en sert müdahale olarak yorumluyor. Operasyonun hemen ardından Maduro’nun “Ben bir savaş esiriyim” savunması ve Çin’in “derhal serbest bırakın” çağrısı, krizin sadece Venezuela ile sınırlı kalmayacağının en net göstergesi oldu.

ABD’nin Venezuela’ya yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyon ve Nicolas Maduro’nun tutuklanarak New York’a getirilmesi, sadece bir liderin devrilmesi değil, 21. yüzyılın küresel düzeninde “egemenlik” ve “uluslararası hukuk” kavramlarının yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası olarak görülüyor. Bu hamlenin Çin ile olan rekabet, Latin Amerika’daki güç dengeleri ve küresel enerji politikaları üzerindeki etkileri ise önümüzdeki günlerde netleşecek.

Maduro hakim karşısına çıktı: Ben masumum, savaş esiriyim!

Maduro, federal mahkemedeki ilk duruşmasında hakkındaki tüm suçlamaları reddetti. Yaklaşık 30-40 dakika süren tarihi duruşmada Maduro, kendisini yasal bir sanıktan ziyade siyasi bir rehine olarak tanımlayan sert açıklamalarda bulundu.

Mavi ve turuncu mahkum kıyafetleriyle, elleri serbest ancak ayakları kelepçeli şekilde salona getirilen 63 yaşındaki Maduro, duruşma başlamadan önce halk galerisine dönerek İngilizce “Mutlu yıllar!” dedi. İspanyolca tercüman aracılığıyla ifade veren Maduro, savunmasında şu ifadeleri kullandı:

“Suçlu değilim. Hala ülkemin başkanıyım.”

Duruşma sırasında sivil halktan birinin kendisine bağırması üzerine Maduro, yüksek sesle “kaçırılmış bir başkan” ve “savaş esiri” olduğunu yineledi. ABD’nin kendisini Caracas’taki evinden hukuksuz bir şekilde “çaldığını” belirterek operasyonun meşruiyetini reddetti. Maduro, evinde yakalanma anına dair detayları anlatmaya çalışırken 92 yaşındaki Federal Yargıç Alvin Hellerstein araya girerek, “Bütün bunları anlatmanın yeri ve zamanı olacak” dedi ve sözünü kesti.

Eşi Cilia Flores de Suçlamaları Reddetti

Maduro ile birlikte New York’a getirilen ve yüzünde darp izleri ile morluklar olduğu gözlenen eşi Cilia Flores de mahkemede suçsuz olduğunu beyan etti. Flores’in avukatı Mark E. Donnelly, müvekkilinin yakalanma anında kaburgalarının kırılmış olabileceğini ve kötü muameleye maruz kaldığını iddia etti.

Nikolas Maduro

Assange’ın avukatı savunacak

Maduro’nun hukuk ekibinde dikkat çekici bir isim yer aldı. Daha önce WikiLeaks kurucusu Julian Assange’ı savunan dünyaca ünlü ceza avukatı Barry Pollack, Maduro’nun özel müdafii olarak duruşmaya katıldı. Pollack, Maduro’nun “narko-terörizm” ve “silah kaçakçılığı” gibi ağır suçlamalarla karşı karşıya olduğu bu zorlu davayı üstlendi.

Duruşma 17 Mart’a ertelendi

Mahkeme, kimlik tespiti ve suçlamaların okunmasının ardından bir sonraki duruşma tarihini 17 Mart olarak belirledi. Duruşma sonrası yoğun güvenlik önlemleri altında New York’taki bir hapishaneye nakledilen Maduro ve eşi, narko-terörizm komplosu ve makinalı tüfek bulundurma gibi suçlardan yargılanmaya devam edecek.

Uluslararası hukuk ve egemenlik tartışmaları

Birleşmiş Milletler (BM) haklar organı, ABD’nin bu operasyonunu “uluslararası hukukun temel ilkelerinin altının oyulması” olarak nitelendirdi. Uluslararası hukuk kurallarına göre bir devlet başkanının, bir başka devletin askeri gücü tarafından zorla derdest edilmesi, Westphalia düzeninden bu yana gelen “devletlerin egemen eşitliği” ilkesinin açık bir ihlali olarak değerlendiriliyor. ABD ise bu durumu “rejim değişikliği değil, bir rejimin davranış değişikliği talebi” olarak meşrulaştırmaya çalışıyor.

Ancak hukukçular, Maduro’nun ayakları kelepçeli bir şekilde 92 yaşındaki bir yargıcın huzuruna çıkarılmasının, gelecekte herhangi bir liderin de benzer bir kaderi paylaşabileceği anlamına geldiğini vurguluyor. Trump’ın “Venezuela’da kim yönetime geçecek?” sorusuna “Ben” yanıtını vermesi ve önümüzdeki 30 gün boyunca seçim yapılmayacağını açıklaması, uluslararası hukuktaki “kendi kaderini tayin hakkı” ilkesinin yerini “güçlünün hukuku”na bıraktığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.

ABD-Çin bilek güreşi: Latin Amerika’da güç kayması

Operasyonun zamanlaması, ABD-Çin rekabetinin ne denli kritik bir aşamada olduğunu kanıtlar nitelikte. Maduro, operasyondan sadece birkaç saat önce Çin’in Özel Latin Amerika Elçisi Qui Kikao ile Karakas’ta bir araya gelmiş ve stratejik iş birliğini güçlendirme mesajı vermişti. ABD’nin müdahalesi, Çin’in Latin Amerika’daki artan etkisini kırmak için yapılmış stratejik bir hamle olarak okunuyor.

Çin, bölgedeki en önemli enerji ve siyasi ortaklarından birini kaybetmenin eşiğinde. Pekin yönetimi, Latin Amerika ve Karayipler’de barışın korunması için bölgesel ülkelerle iş birliği yapmaya hazır olduğunu açıklayarak, ABD’nin tek taraflı müdahalesine karşı bir blok oluşturma sinyali verdi. Uzmanlara göre bu durum, küresel siyasetin artık “çok kutuplu” bir yapıdan ziyade, ABD ve Çin arasında keskin bir “iki kutuplu” çatışma alanına dönüştüğünü gösteriyor.

Petrol rezervleri ve vahşi kapitalizm eleştirileri

Maduro’ya yönelik uyuşturucu suçlamaları iddianamenin merkezinde yer alsa da, Trump’ın açıklamalarında asıl hedefin enerji kaynakları olduğu açıkça görülüyor. Venezuela, 303 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi konumunda. Trump, Amerikan petrol şirketlerinin tahrip olmuş altyapıyı düzeltmek için milyarlarca dolar harcayacağını ve ülkenin yeniden para kazanmaya başlayacağını söylerken, bu harcamaların Venezuela’nın petrol gelirlerinden karşılanacağını belirtti.

Bu yaklaşım, birçok siyasi analist tarafından “klasik emperyalizm” veya “vahşi kapitalizm” olarak tanımlanıyor. Venezuela’nın borçları ve devasa rezervleri, ABD’nin enerji güvenliği ve küresel arzı kontrol etme stratejisinin ana parçası haline gelmiş durumda. Trump’ın “petrolümüzü çaldılar” iddiası, aslında bu kaynakların kontrolünün tamamen Amerikan şirketlerine geçmesi gerektiği yönündeki doktrinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel etkiler ve “yatağından alırım” mesajı

Operasyonun psikolojik harbi, Ortadoğu’dan Avrasya’ya kadar tüm otoriter liderlere yönelik bir uyarı niteliği taşıyor. Analistler, Maduro’nun tutuklanmasının, “Seni de yatağından alırım” mesajını içerdiğini belirtiyor. Bu durumun İran gibi ülkelerde büyük bir tedirginlik yarattığı, İsrail’in de bu atmosferden faydalanarak bölgedeki operasyonlarını sıkılaştırdığı gözlemleniyor.

Öte yandan, Maduro’nun yerine gelen Delcy Rodriguez’in “sıkı bir bolivarcı” olması ve ABD ile saygı temelinde bir sayfa açma çağrısı, Karakas’ta direnişin tamamen bitmediğini gösteriyor. Ancak başkent üzerinde uçan Amerikan İHA’ları ve helikopterleri, sahadaki askeri üstünlüğün kimde olduğunu hatırlatıyor.

“Maduro, gizli ticari ve siyasi anlaşmaları ifşa edebilir”

ABD’nin Venezuela müdahalesi, kurallara dayalı uluslararası düzenin “post-hukuk” dönemine girdiğini gösteriyor. Eğer bir süper güç, ulusal güvenlik çıkarlarını gerekçe göstererek başka bir ülkenin liderini yargılayabiliyorsa, egemenlik kavramı artık sadece “gücü yeten devletler” için geçerli bir ayrıcalığa dönüşüyor. Çin ve Rusya’nın bu duruma vereceği tepki, önümüzdeki yıllarda küresel bir sıcak çatışma riskini ya da yeni bir Soğuk Savaş dengesini belirleyecek.

Yapılan analizlere göre, Maduro’nun olası bir itirafçılık sürecinin Türkiye, Rusya ve İran ile yapılan gizli ticari ve siyasi anlaşmaları da ifşa edebileceği konuşuluyor. Bu durum, operasyonun sadece Venezuela’nın değil, bu ülkelerdeki iç siyasetin de kaderini değiştirebileceği anlamına geliyor.

Operasyonun detayları ve Maduro’nun yakalanması

3 Ocak 2026 tarihinde başlayan askeri hareketlilikte ABD hava araçları; başkent Karakas’taki stratejik üsleri, petrol tesislerini ve havalimanlarını hedef alan yoğun bombardımanlar gerçekleştirdi. Operasyonun hemen ardından Donald Trump, sosyal medya üzerinden Maduro’nun ülke dışına çıkarıldığını ve ABD’de yargılanacağını duyurdu. New York’ta ayakları kelepçeli şekilde hakim karşısına çıkarılan 63 yaşındaki Maduro, kendisine yöneltilen “uyuşturucu ve silah kaçakçılığı” suçlamalarını reddederek kendisini bir “savaş esiri” olarak tanımladı ve hâlâ ülkesinin yasal başkanı olduğunu savundu.

Petrol rezervleri ve ekonomik hedefler

Operasyonun ardından yaptığı açıklamalarda Trump, Venezuela’nın sahip olduğu 303 milyar varillik dünyanın en büyük petrol rezervlerini kullanma niyetini açıkça dile getirdi. Venezuela’nın tahrip olmuş altyapısının ABD’li petrol devleri tarafından milyarlarca dolar harcanarak onarılacağını belirten Trump, bu kaynakların ülke için yeniden kazanç sağlamaya başlayacağını ifade etti. Ayrıca Trump, ülkede “sağlık ve düzenin geri getirilmesi” gerektiğini vurgulayarak önümüzdeki 30 gün boyunca yeni bir seçim yapılmayacağını ve yönetimin şu an için kendisinde olduğunu belirtti.

Uluslararası tepkiler ve Venezuela’da son durum

Karakas’ta Maduro’nun yerine Delcy Rodriguez göreve başlarken, başkentteki başkanlık sarayı çevresinde tanımlanamayan İHA’ların görülmesi ve uçaksavar atışları nedeniyle çatışma riskinin sürdüğü bildirildi. Çin ve Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları organları, ABD’nin bu müdahalesini uluslararası hukukun temel ilkelerinin ihlali olarak nitelendirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı, Maduro’nun derhal serbest bırakılması çağrısında bulunurken; uzmanlar, ABD’nin bu hamlesinin Latin Amerika’daki Çin ve Rusya etkisini kırmayı hedefleyen stratejik bir adım olduğunu değerlendiriyor.

BM: Uluslararası hukukun temel ilkeleri çiğnendi

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, operasyonun uluslararası hukukun en temel ilkesi olan “devletlerin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmama” yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği vurgulandı. BM Genel Sekreteri António Guterres ise bu durumun bölgede istikrarsızlığı artıracağını ve devletler arası ilişkilerde tehlikeli bir emsal oluşturacağını belirterek derin endişesini dile getirdi.

Pekin ve Moskova’dan “egemenlik” vurgusu

Çin: Çin Dışişleri Bakanlığı, Maduro’nun New York’ta yargılanmasını “Venezuela’nın ulusal egemenliğinin ağır bir ihlali” olarak tanımladı ve Maduro’nun derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. Pekin, bölgedeki barışın korunması için diğer ülkelerle iş birliğine hazır olduğunu duyurdu.

Rusya: Eski Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, operasyonu Venezuela kaynaklarının “yağmalanması” olarak nitelendirirken, bir yandan da Trump’ın kendi ulusal çıkarlarını öncelediğini belirtti. Ancak uzmanlar, Rusya ve Çin’in tepkilerinin geçmişe oranla daha “cılız” kaldığına ve kendi bölgesel sorunlarına (Ukrayna ve Tayvan) odaklandıkları için bu duruma sessiz kalmış olabileceklerine dikkat çekiyor.

Latin Amerika: Jaguar serbest kalacak

Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, müdahaleyi Latin Amerika egemenliğine bir “saldırı” olarak niteledi. Petro, “Kendi halkının bir kısmının saygı duyduğu bir başkanı tutuklarsanız, halkın jaguarını serbest bırakırsınız” diyerek bölgede gerilla hareketlerinin yeniden alevlenebileceği uyarısında bulundu. Arjantin’de ise protestocular ABD büyükelçiliği önünde Amerikan bayraklarını yakarak eylem yaptı.

Avrupa: NATO’nun sonu olabilir

Trump’ın Venezuela operasyonunun ardından Grönland’ı yeniden hedef alması, Danimarka ve AB cephesinde şok etkisi yarattı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, müttefik bir ülkeye yapılacak herhangi bir saldırının “NATO’nun sonu” ve II. Dünya Savaşı sonrası kurulan güvenlik düzeninin yıkılması anlamına geleceğini savundu. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Danimarka ve Grönland halkıyla tam dayanışma içinde olduklarını açıkladı.

İngiltere ve Türkiye’den temkinli duruş

İngiltere: Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Maduro rejiminin “vahşetini” eleştirirken, ABD operasyonunun yasallığı konusunda net bir yorum yapmaktan kaçındı ve Washington’un kendi gerekçelerini sunması gerektiğini belirtti.

Türkiye: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Maduro’yu “milletin dostu” olarak tanımlayarak, “hukukun gücü yerine gücün hukukunun egemen olması” durumunda çatışmaların kaçınılmaz olacağını ifade etti. Ancak açıklamada ABD veya Trump isminin doğrudan geçmemesi, Ankara’nın diplomatik olarak “sıkışmış” bir pozisyonda olduğu şeklinde yorumlandı.

Küresel piyasalar ve diplomatik çevreler, 17 Mart’ta görülecek ikinci duruşmaya ve Trump’ın “arka bahçe” olarak gördüğü bölgelerdeki bir sonraki hamlesinin ne olacağına odaklanmış durumda.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Benzer haberler

spot_img

Son haberler

spot_img