Tarihçi Götz Aly, FOCUS dergisine verdiği röportajda, 1933’e ve bugüne dair tartışmalı ama uyarı niteliğinde değerlendirmelerde bulunuyor. 1933 yılı, siyasi söylemlerde sıklıkla “demokrasinin aniden çöktüğü yıl” olarak anılıyor. Ancak Aly, bu yaygın anlatıya itiraz ediyor. Ona göre Adolf Hitler’in iktidara gelişi, demokrasinin askıya alınmasından değil, seçimler, koalisyonlar ve anayasal mekanizmalar yoluyla gerçekleşti. Bu tespit, geçmişe dair bir düzeltmeden çok, bugüne yönelik bir uyarı niteliği taşıyor.
Aly’nin analizinde belirleyici unsur, “çoğunluğun rızası”. Nazi rejimi yalnızca baskı aygıtlarıyla değil, sosyal politikalar, refah vaatleri ve dışlayıcı ama kapsayıcı görünen bir “biz” söylemiyle geniş toplum kesimlerinin desteğini kazandı. Bu durum, diktatörlüğün yalnızca korkuyla değil, çıkar ilişkileriyle de beslendiğini gösteriyor.
Günümüzle kurulan paralelliklerde Aly, yüzeysel benzetmelere karşı çıkıyor. Üniformalar, tek parti rejimleri ya da açık diktatörlük çağrıları ona göre yanıltıcı işaretler. Asıl risk alanı daha derinde bulunuyor: ekonomik ve kültürel korkuların siyasallaştırılması, güvenlik ve istikrar adına özgürlüklerin sınırlanmasına yönelik toplumsal rıza ve demokratik tartışma kültürünün giderek aşınması.
Bu çerçevede Aly’nin temel uyarısı net! Demokrasiler genellikle dış düşmanlar tarafından değil, vatandaşların ilgisizliği, uyumculuğu ve kısa vadeli çıkar hesapları nedeniyle zayıflar. Tarih bire bir tekrar etmese de benzer davranış kalıpları ve siyasal refleksler yeni krizlere zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak Aly, 1933’ü bir korku metaforu olarak değil, demokrasinin kırılganlığını hatırlatan tarihsel bir ders olarak okumayı öneriyor. Ona göre mesele “aynı şeyler olacak mı?” sorusu değil; “aynı hataları görmezden mi geliyoruz?” sorusu.


