BRÜSSEL – 19-20 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleşen ve normal şartlarda rekabet gücü ile İran-İsrail gerilimine odaklanması beklenen AB Zirvesi, büyük bir skandalla sona erdi. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Ukrayna’ya yönelik hayati kredi paketini onaylamayı reddederek, bu onayı hasar gören “Druzhba” boru hattının yeniden işletmeye alınması şartına bağladı. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve diğer ülke liderleri, Orbán’ı kritik bir dönemde Ukrayna’nın mali istikrarını sabote etmekle ve “kötü niyetli hareket etmekle” suçladı.
7. Madde: AB’nin “nükleer” seçeneği gündemde
Brüksel koridorlarında şu an en çok konuşulan konu, AB Antlaşması’nın 7. maddesinin devreye sokulması. Bu prosedür, bir üye ülkenin Avrupa Konseyi’ndeki oy hakkının askıya alınmasına kadar gidebildiği için “nükleer seçenek” olarak adlandırılıyor. Diplomatik kaynaklar, diğer üye ülkelerin sabrının tükendiğini belirtiyor. Eğer Macaristan temel AB kararlarını bloke etmeye devam ederse, Budapeşte’nin gelecekteki zirvelerde söz hakkını kaybetmesi için resmi süreç başlatılabilir.
Ekonomik baskı ve siyasi izolasyon
Oy hakkının geri alınması ihtimalinin yanı sıra, Macaristan’ı bekleyen diğer ekonomik ve siyasi riskler şunlar:
- AB Fonlarının Dondurulması: Geçmişte hukukun üstünlüğü ilkelerine aykırılık nedeniyle dondurulan milyarlarca avroluk fonların üzerindeki baskının daha da artırılması planlanıyor.
- Siyasi Yalnızlık: İlk kez 25 üye ülkenin, Ukrayna yardımlarını AB yapıları dışında (Macaristan olmadan) organize etmeye hazır olduğu bir blok oluşmuş durumda.
- Nüfuz Kaybı: Blokaj politikası nedeniyle Macaristan; savunma politikası ve emisyon ticareti reformu gibi stratejik konularda masadaki ağırlığını kaybediyor.
Seçim yatırımı mı?
Gözlemciler, Orbán’ın bu uzlaşmaz tavrının arkasında iç siyasetin yattığını düşünüyor. Gelecek ay Macaristan’da yapılacak parlamento seçimleri öncesinde Orbán, Brüksel ile çatışarak kendisini “ulusal çıkarların savunucusu” olarak konumlandırıyor. Brüksel’in Macaristan’ı savaşa çekmek istediğini iddia eden Orbán, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi isimlerden de destek alarak gerilimi tırmandırıyor.
Almanya’da yaşayan Macar toplumu ve diğer Avrupa vatandaşları için bu kriz, kriz zamanlarında Avrupa’nın birliği konusunda ciddi bir belirsizlik anlamına geliyor. Önümüzdeki haftalar, AB’nin Budapeşte’ye karşı bu radikal yaptırımları uygulama cesaretini gösterip göstermeyeceğini belirleyecek.



